29 Eylül 2026 Salı

BİR’İN NARSİSİZMİ: GUARANİ DÜŞÜNCESİNDEN DEVLETİN ELEŞTİRİSİNE

 

Pierre Clastres’ın Devlete Karşı Toplum boyunca yaptığı en önemli müdahalelerden biri, Batı düşüncesinin kendi siyasal biçimini evrensel ölçü haline getirmesini sorgulamaktır. Batı düşüncesi, siyasal iktidarı büyük ölçüde emir ile itaat arasındaki ilişki üzerinden düşünür; dolayısıyla bir toplumda emir veren ve itaati sağlayan ayrı bir güç merkezi bulunmadığında, orada ya henüz gelişmemiş bir siyasal örgütlenme bulunduğunu ya da siyasal iktidarın bütünüyle eksik olduğunu varsaymaya eğilimlidir. Clastres açısından sorun tam da burada başlar. Çünkü böyle bir düşünce, karşılaştığı farklı toplumsal biçimi kendi kavramlarıyla anlamaya çalışmakla kalmaz, onu kendi modeline göre ölçer, derecelendirir ve sonunda farklılığını ortadan kaldırır. Nitekim Clastres etnomerkezciliğin farklılıkları “olduğu gibi kalmaya” bırakmadığını, onları kendisine en bildik olan modelden hareketle kavramaya çalıştığını açıkça söyler.

Burada narsisizm kavramı tesadüfen ortaya çıkmaz. Clastres, her kültürün kendisiyle kurduğu ilişkinin belirli ölçüde narsistçe olduğunu ve bunun etnomerkezciliğin kaynağını oluşturduğunu belirtir. Fakat Batı etnomerkezciliğinin özel bir niteliği vardır: kendi yerel deneyimini yalnızca kendisi için değerli saymakla yetinmez, ona evrensellik statüsü verir. Böylece kendi siyasal biçimini başka toplumları anlamanın ölçüsü haline getirir. Kendisine benzeyen daha gelişmiş, benzemeyen ise eksik, geri, henüz oluşmamış veya başarısız sayılır.

İşte “BİR’İN NARSİSİZMİ” kavramını tam burada kurabiliriz. Narsisizmin yapısal özelliği, ötekiyle karşılaştığında ötekinin gerçekten başka kalmasına tahammül edememesidir. Öteki ya kendi imgesine benzetilir ya eksik bir kendilik olarak görülür ya da bütünüyle dışlanır. Narsistik yapı için farklılık bağımsız bir gerçeklik değildir, merkezin kendisine olan uzaklığın derecesidir. Bu anlamda narsisizm, yalnızca psikolojik bir kendini beğenmişlik değildir. Daha temel düzeyde, kendi ölçüsünü dünyanın ölçüsü haline getirme hareketidir.

“BİR” de aynı şeyi yapar. BİR, kendi dışında olanı kendi karşısında bağımsız bırakmak istemez. Farklı olanı kendi birliğine dahil eder, kendi kategorileri içerisinde tanımlar veya dışarıda bırakarak değersizleştirir. Böylece BİR, yalnızca kendisi olmakla yetinmez, diğerlerinin ne olduğunu da kendisine göre belirlemek ister. Bu nedenle Bir’in narsisizmi şu formülle ifade edilebilir: BİR, KENDİ SINIRINI EVRENSELİN SINIRI HALİNE GETİRDİĞİ ANDA NARSİSİSTİKLEŞİR.

Guarani düşüncesinin Clastres açısından olağanüstü önem taşıdığı nokta burada ortaya çıkar. Çünkü Guarani bilgeleri Batı metafiziğinin çok eski bir eğiliminin tersine, BİR’i iyiliğin, yetkinliğin ya da hakikatin ilkesi olarak düşünmezler. Tam tersine, onların düşüncesinde dünyanın kötülüğü varolanların “BİR” olmasından kaynaklanır. Clastres’ın aktardığı biçimiyle Guaraniler için dünyanın yetkinlikten uzak oluşunun kökeninde şeylerin Bir oluşu vardır ve bunun sonucu son derece radikaldir: BİR Kötülük’tür.

Fakat burada “BİR”i yalnızca sayısal birlik olarak anlamamak gerekir. Clastres’ın çözümlemesinde Guarani düşüncesinin asıl hedefi özdeşliktir. Bir olan şey, kendisiyle özdeşleştirilen ve başka bir şey olmasına izin verilmeyen şeydir. “Bu budur” demek aynı anda “bu başka bir şey değildir” demektir. İnsan insandır ve tanrı değildir; A, A’dır ve A-olmayan değildir. Böylece belirlemek aynı zamanda sınırlandırmak anlamına gelir. Bir şey kendi kimliğinin içine kapandığında sonlu hale gelir, başka olabilme imkanı kapatılır. Clastres’ın aktardığı Guarani düşüncesinde BİR’in sonluluk, tamamlanmamışlık, bozulma ve ölümle ilişkilendirilmesinin nedeni budur.

Burada BİR’in narsisizmi kavramı ikinci ve daha derin anlamını kazanır. Narsisistik Bir yalnızca ötekini kendisine benzetmez, kendisini de kendisine kapatır. Kendi dışında olabilme ihtimalini reddeder. “Ben buyum” dediği anda “ben başka olamam” da demiş olur. Dolayısıyla BİR’in narsisizmi yalnızca ötekinin bastırılması değildir; aynı zamanda kendinin kendi özdeşliğine hapsedilmesidir. BİR, ötekini dışarıda bırakırken kendisini de kendi sınırlarının içine kapatır.

Bu nedenle Guarani düşüncesinde İyi’nin karşılığı basitçe Çok değildir. Bu ayrım son derece önemlidir. Clastres özellikle Guaranilerin BİR’in karşısına mekanik biçimde Çokluğu koymadığını vurgular. İyilik “İKİ”dir. Fakat burada İKİ de aritmetik anlamda iki ayrı varlık değildir. İKİ, bir şeyin hem kendisi hem de kendisinden başka olabilmesidir. Kötülüğün ulaşmadığı ülkede insan yalnızca insan değildir, aynı zamanda insan-olmayandır, tanrıdır. Bu yüzden Clastres’ın ifadesiyle yetkin varlıklar “İKİ” ile gösterilir: “hem bir hem bir-olmayan”, yani ÖTEKİ olabilen varlıktır.

Buradan farkın neden olumlu olduğunu daha kesin biçimde anlayabiliriz. Fark iyi olduğu için BİR kötü değildir, daha doğrusu mesele farklılıkların niceliksel çoğalması değildir. Mesele, hiçbir kimliğin kendi üzerine kapanarak bütün başkalık ihtimallerini yok etmemesidir. Fark, özdeşliğin kapanmasını engelleyen açıklıktır. İKİ, BİR’in yok edilmesi değil, BİR’in kendisine kapanmasının engellenmesidir. Bu nedenle Guarani düşüncesi basit bir “çokluk metafiziği”ne indirgenemez. Asıl karşıtlık BİR ile Çok arasında değil, kapalı özdeşlik ile başkalığa açık varoluş arasında kurulmaktadır.

Clastres’ın siyasal antropolojisi bu metafizik karşıtlığa şaşırtıcı biçimde yaklaşır. Kitabın sonunda Tupi-Guarani peygamberliğindeki “BİR KÖTÜDÜR” düşüncesinin altında daha gizli bir siyasal denklem bulunduğunu söyler: BİR DEVLETTİR. Clastres’a göre Guarani toplumunun BİR’i reddedişi, devletin ortaya çıkmasına karşı gösterilen toplumsal direnişle birlikte okunabilir.

Bu bağlantıyı “BİR’in narsisizmi” açısından düşündüğümüzde devlet yalnızca bürokratik bir kurum olmaktan çıkar. Devlet, toplumun kendi içerisinden ayrılan ve toplumu kendisi üzerinden yeniden tanımlayan merkezdir. Toplum artık kendi çoğulluğu içerisinde kendi kendisini düzenleyen bir bütün olmaktan çıkar, kendi dışında veya üzerinde bulunan ayrı bir iktidar noktası tarafından temsil edilmeye başlanır. Bir kişi, bir makam veya ayrı bir aygıt “toplum adına” konuşmaya başladığında toplumun çokluğu tek bir merkezde temsil edilmeye başlar. BİR burada siyasal biçimini bulur.

Clastres’ın anlattığı ilkel şeflik tam da bunu önlemeye yönelmiş gibidir. Şef vardır ama toplumun üzerinde değildir. Teknik yeteneği, hitabet gücü veya savaş becerisi siyasal otoriteye dönüşemez. Toplum şefin kendisini ayrı bir iktidar odağı haline getirmesine izin vermez. İlkel yasanın mantığı Clastres tarafından son derece açık biçimde ifade edilir: “Ne iktidar sahibi ol ne de boyun eğ.”

Bu yasa aslında BİR’in siyasal oluşumuna karşı bir yasaktır. Çünkü bir kişinin diğerlerinden ayrılarak “ben buyururum” demesi, yalnızca bireysel güç kazanması anlamına gelmez, toplumda yeni bir ayrımın ortaya çıkması demektir: yöneten ve yönetilen, emreden ve itaat eden. Toplumsal alan kendi içinde ikiye bölünür fakat bu, Guarani “İKİ”sinin başkalığa açık ikiliği değildir. Buradaki bölünme hiyerarşiktir, bir taraf ötekini kendi iradesine tabi kılar. Böylece siyasal Bir, farklılıkları koruyarak birlikte bulunmalarını değil, onları kendi merkezine bağımlı kılmayı ister.

Bu anlamda devletin narsisizmi, öteki iktidar odaklarının varlığına tahammül edememesinde görülür. Bir toplumun içindeki siyasal gücü kendisinde toplamak, yasayı kendisinden üretmek ve kendi kararını toplumun ortak iradesi olarak sunmak ister. BİR’in yapısal hareketi burada yeniden karşımıza çıkar: kendi konumunu bütünün konumu haline getirmek. Nasıl etnomerkezci kültür kendi yerel biçimini insanlığın evrensel ölçüsü sayıyorsa, siyasal BİR de kendi iradesini toplumun iradesi olarak sunmaya yönelir.

Clastres’ın etnomerkezcilik çözümlemesiyle Guarani metafiziği bu noktada birbirine yaklaşır. Etnomerkezcilik ötekini kendi ölçüsüne göre tanımlar; devlet toplumu kendi merkezinden tanımlar, özdeşlik mantığı ise varolanı “yalnızca budur” diyerek kendi tanımı içine kapatır. Üç durumda da aynı yapısal hareket görülebilir: başkalığın bağımsızlığını ortadan kaldırarak onu BİR’in aynasına dönüştürmek. İşte Bir’in narsisizmi dediğimiz şey budur.

Narsisistik BİR, ötekinde ötekini görmek istemez, kendi suretini görmek ister. Eğer öteki kendisine benziyorsa onu tanır, benzemiyorsa eksik, yanlış, geri, düzensiz veya yabancı olarak kodlar. Bu nedenle Clastres’ın Batı antropolojisine yönelttiği eleştiri yalnızca metodolojik bir hata eleştirisi değildir. Batı, devletsiz toplumu gerçekten devletsiz bir toplum biçimi olarak görmek yerine onu “henüz devlet olamamış toplum” diye düşündüğünde, o toplumun farkını ortadan kaldırır. Onu kendi tarihinin geçmişine yerleştirir. Öteki artık gerçekten öteki değildir, “bizim henüz tamamlanmamış halimiz” olur. Narsisizm tam da burada tamamlanır, dünyanın her yerinde kendisini görmeye başlar.

Guarani düşüncesinin radikalliği ise aynayı kırmasındadır. BİR’in karşısında “başka BİR” kurmaz. BİR egemeni indirip yerine başka bir egemen koymaz. İyi’yi yeni bir özdeşlikte sabitlemez. İyi, BİR-olmayanın imkanında, kendisi olurken başka olabilmenin açıklığında belirir. Dolayısıyla Guarani “İKİ”si yeni bir merkez değil, merkezin kapanmasını engelleyen farktır.

Bu nedenle “fark iyidir” önermesini de daha dikkatli biçimde kurmak gerekir. Her farklılığın içeriği nedeniyle iyi olduğunu söylemek zorunda değiliz. Burada iyilik, farkın fark olarak kalabilme hakkından doğar. Kötülük ise farklı olanın BİR tarafından soğurulması, kendi diliyle tanımlanması ve sonunda kendine benzetilmesidir. Fark, BİR’in aynasında kendi suretini kaybetmediği ölçüde özgürdür.

Bu noktada an-arkheist bir düşünce açısından Clastres’ın açtığı alan çok belirgindir. An-arkheizm yalnızca devlet kurumunu reddetmek değildir. Eğer arkhēyi başlangıç, ilke, hükmeden merkez ve buyurma kaynağı anlamlarında düşünürsek, daha köklü soru şudur: Neden bir şey ötekilerin ölçüsü olmak zorunda olsun? Neden bir kişi toplumun, bir kültür insanlığın, bir kimlik varolanın, bir merkez çokluğun ölçüsü haline gelsin?

“BİR’in narsisizmi” kavramının bizi götürdüğü son nokta burada bulunuyor: sorun BİR’in var olması değil, BİR’in kendisini bütün olarak ilan etmesidir. Sorun kendilik değil, KENDİLİĞİN KENDİSİNİ EVRENSELLEŞTİRMESİDİR.

Narsisistik BİR’in siyasal adı devlettir, kültürel adı etnomerkezciliktir, metafizik adı ise ötekini dışlayan kapalı özdeşliktir.

Buna karşı Guarani “İKİ”si başka bir imkanı işaret eder: kendini yok etmeden ötekine açık kalmak, aynı kalmaya mahkum olmadan var olmak ve hiçbir merkezi bütünü temsil etme hakkıyla donatmamak.

Belki yazının bütün düşüncesini tek cümlede yoğunlaştırabilecek ifade de şu olur:

BİR’in narsisizmi, kendisini sevmesinde değil, kendisinden başka olanın ancak kendisine benzediği ölçüde var olmasına izin vermesindedir. Fark ise ötekinin aynaya dönüşmeden kalabilme hakkıdır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BİR’İN NARSİSİZMİ: GUARANİ DÜŞÜNCESİNDEN DEVLETİN ELEŞTİRİSİNE

  Pierre Clastres’ın Devlete Karşı Toplum boyunca yaptığı en önemli müdahalelerden biri, Batı düşüncesinin kendi siyasal biçimini evrensel ...