Bu yazımda iktidar kavramın arkasında antik çağlardaki iktidarın sadece aile içinde devamını sağlayan ensest mantığının, yapısal düzende aynen devam ettiğini, her yapının aslında arkasında biyolojik olmamakla birlikte gizli bir ensest mantığı taşıdığını gerekçelendirmeye çalışacağım. Çünkü Antik toplumlarda özellikle yönetici sınıflar, kraliyet aileleri, firavunlar ve aristokrasi arasında görülen ensest ve yakın akraba evliliklerinin temel motivasyonu mülkü, gücü, kutsallığı ve iktidarı aile dışına çıkarmamak, yani dış dünyaya kapatmaktı.
Modern iktidarın sürekli kendi içinden üreyen, dışarıyla gerçek bir karşılıklığa girmeyen, kendi kurucu çevrsini kendi sadakat ağı içinde yeniden üreterek çoğalmasıda. Bu anlamda şu sert önerme ileri sürülebilir hale getirmektedir. İktidar ensesttir.
Burdaki ensest kavramını elebette biyolojik anlamda kullanmıyorum. Kastetmeye çalıştığı şey, aile içi cinsel ilişki yada kan bağına dayalı biyolojik bir sapma değil. Buradaki ensest, simgesel, örgütsel ve siyasal bir kapanma biçimi. İktidarın kendi kendisi ile ilişkiye girmesi, kendi kadrosunu kendi içinden üretmesi, kendi meşruiyetini kendi iç çevresinde dolaştırması, dışarıdan geleni ancak kendine benzeterek içeri almasıdır. Başka bir deyişle iktidar, dışarıyla gerçek bir değiş tokuş ve karşılıklılık ilişkisi kurmadığında, kendi içine kapanır ve bu kaçınılmaz olarak muhafazakarlık ile sonuçlanır, çünkü kendi asabiyetini kendi içinde döndürür, yine kendini kendinden doğurur. İşte bu kapanma hali iktidarın ensestleşmesidir ki bu daha antik toplumlarda aile içi evliliğe kadar görülmektedir, Modern iktidar kendini hanedan değil, kurum, soy değil, liyakat, aile değil, ideoloji, “kan değil, dava diye sunar, ama işleyiş mantığı bakımından çoğu zaman eski hanedan mantığından çok da uzaklaşmaz.
Bu noktada İbn Haldunun asabiyet kavramı son derece açıklayıcıdır.İbn Haldunda asabiyet, bir topluluğu bir arada tutan dayanışma, bağlılık ve ortak hareket etme gücüdür. Bu bağ kimi zaman nesep üzerinden, yani soy, kan, akrabalık ve kabile aidiyeti üzerinden kurulur. Buna nesep asabiyeti denebilir. En eski ve engüçlü asabiyet biçimlerinden biri budur. Aynı soya, aynı kabileye, aynı aile çevresine mensup olanlar, dışarıdan gelen tehlikelere karşı kendilerini doğal biçimde birbirine bağlı hisseder. Burada dayanışmanın temeli kan bağıdır.
Sebep asabiyeti ise, kan bağına değil, ortak dava, ortak din, ortak ideoloji, ortak çıkar, ortak amaç, ortak parti, ortak cemaat yada ortak kurum bağına dayanır. Modern toplumlarda iktidar çoğu zaman kendini nesep asabiyetiyle değil, sebep asabiyeti ile kurar. Yani biz aynı soydanız demez, biz aynı davadayız, aynı ideali savunuyoruz, aynı kurumsal akla bağlıyız, aynı ideolojik çizginin insanlarıyız der.
Fakat mesel tamda burda başlar. Çünkü sebep asabiuyeti, görünüşte kan bağınıaşmış gibi durdada, zamanla yapay bir nesep asabiyeti gibi çalışmaya başlar. Kan bağı yoktu ama, bizden olanlar vardır. Soy yoktur ama dava soyu vardır. Aile yoktur ama örgüt vardır. Biyolojik akrabalık yokturama simgesel akrabalık vardır. Modern iktidar, kendini açık, rasyonel, kurumsal yada liyakatçi gösterirken, derinde çoğu zaman kapalı bir içerdenlik rejimi üretir. Bu rejide asıl belirleyici olan, kişinin gerçekten ne bildiği, ne yapabildiği yada ne kadar yetkin olduğu değil, hangi asabiyet dairesine ait olduğudur.
Bu nedenle iktidarın ensetliği, onu kendi kurucu asabiyetini dışarıya gerçek anlamda açmamasında yatar. İktidar dışarıdan insan alabilir, farklı toplumsal kesimlerden kişileri vitrine çıkarabilir, sonradan gelenlere bazı makamlar verebilir. Fakat bu dışarıya açılma çoğu zaman gerçek bir karşılıklık değildir. Dışarıdan gelen kişi, çoğu zaman merkezin eşit kurucusu haline gelmez. İçeri alınır ama merkeze yerleştirilmez. Görev alır ama kurucu karar hakkına sahip olmaz. Temsil edilir ama belirleyici omurgaya dahil edilmez. Böylece iktidar, dışarıyı gerçekten içeri almak yerine onu kendi sadakat hiyerarşisi içinde dönüştürür.
Burada İbn Haldunun azatlı kavramı önemli bir benzetme imkanı sunar. Azatlı, eksi kölelik düzenlerinde sahibi tarafından özgür bırakılmış kişiyi ifade eder. Hukuken özgürleşmiştir, fakat sosyal ve simgesel bakımdan eski bağın izini taşımaya devam eder. Azatlı artık bütünüyle dışarıda değildir, ama içerinde asli bir konumada sahip değildir. İçeriye alınmıştır, fakat bu içerialınam eşit kuruculuk yada omurga asabiyete dahil olduğu anlamına gelmez. Onun konumu çoğu zaman minnet, borç, sadakat ve bağlılık ilişkisiyle belirlenir
Modern iktidar yapılarında sonrada içeri alınan bir çok kişi benzer biçimde çalışır. Sisteme dahil edilir, belirli mevkilere getirilir, ödüllendirilir, görünür kılınır. Fakat iktidarın birinci halkasında hatta çoğu zaman ikinci halkasında bile yer alması engellenir. Çünkü ana omurga, kurucu asabiyetin içinden oluşturulur. Dışarıdan gelen kişi, iktidarın asıl sahibi değil, kabul edilmiş unsurdur. Ona, sen bizdensin denir, fakat bu bizdenlik çoğu zaman, sen artık bizim tarafımıza geçtin anlamına gelir, ama bu asla o asabiyetin içine girdiği anlamına gelmez sadece asabiyetin taraftarı olarak kabul edilir. Böylece dışarıdan gelen kişi, iktidarın açıldığını değil, iktidarın dışarıyı kendi içine soğurduğunu gösterir.
Bu durum arkaik toplumlarda görülen ensest yasağıyla ilginç bir parallelik taşır. Arkaik toplumlarda ensest yasağı yanlızca biyolojik sonuçları önlemek için varolan bir yasak değildir. Aynı zamanda kapalı aile devresinin kırılmasıdır. Aile kendi içine kapanmasın, kendi içinde evlenip,malı, adı, bedeni, mirası ve iktidarı kendi içine kapatmasın diye ensest yasaklanır. Bu yasak aileyi dışarı ile ilişki kurmaya zorlar ki bu esasen farkında karşılaşmasıdır, başka aileler ile bağ kurulur, evlilik yoluyla değiş tokuş yapılır, akrabalık ağı genişler, toplumsal karşılıklılık üretilir. Yani ensest yasağı, kapalı özdeşliği kıran ve karşılıklılığı mümkün kılan düzenektir.
Bu açıdan bakıldığında biyolojik ensest yasağı, toplumsal karşılıklılığın önünü açar. Aile kendi içine kapanmaz, dışarıyla ilişki kurar. Fakat modern iktidar, biyolojik ensesti yasaklamış olsada, simgesel ve örgütsel düzeyde ensest mantığını sürdürür. Kendi kadrolarıyla, kendi diliyle, kendi ideolojisiyle, kendi sadakat ölçütleriyle, kendi geçmiş anlatısıyla, kendi kurucu mitiyle kendini yeniden üretir. Dışarıyla ilişkiye giri gibi görünür, fakat çoğu zaman dışarıyı kendine göre biçimlendirerek içeri alır. Böylece dışarının farkı korunmaz, içeri alınan fark sadakat adı altında eritilir.
Burada temel sorun şudur. İktidar dışarıyla evlenmez, kendisiyle evlenir. Dışarıdan geleni eşit bir karşı tarafolarak kabul etmez, onu kendi içine katılacak, kendine bağlanacak, kendine borçlu hale gelecek bir unsur olarak düzenler. Bu nedenle iktidarın dışarıyla ilişkisi çoğu zaman karşılıklılık değil, soğurmadır. Gerçek karşılıklıda soğurma yoktur transdüksiyon vardır. Oysa iktidarda yanlızca dışarıdan gelen dönüşür, merkez ise kendi özdeşliğini korur. Merkez değişmez, yanlızca çevreyi kendine uydurur.
Bu yüzden iktidar ensesttir önermesi, iktidarın yanlızca akrabalık ilişkileriyle kurulduğu anlamına gelmez. Daha geniş anlamda, iktidarın kendi asabiyetini dışarıya açmadan, kendi içinde yenidenüretme eğilimini anlatır. Bir iktidar odağı, hangi ideolojiyi savunursa savunsun, hangi kurumsal dili kulanırsa kullansın, hangi modernlik idaasıyla ortaya çıkarsa çıksın, eğer kendi kurucu çekirdeğini dışarıyla gerçek bir ilişkiye sokmuyorsa ensestleşir. Çünkü orada artık düşünce dolaşımı değil, sadakat dolaşımı vardır, fark değil içerdenlik ve özdeşleşme vardır, karşılıklık değil, kapalı devre yeniden üretim vardır ve kapalı devrelik kaçınılmaz olarak ensesttir.
Bu ensestleşmenin en belirgin sonucu, iktidarın kendi körlüğünü ve çarpık düzenini yani sakat düzenini üretmesidir, çünkü ensestin kaçınılmaz sonucu çarpık bir yapılaşmadır. Kendi içinden konuşan, kendi içinden seçen, kendi içinden, yükselten, kendi içinden ödüllendiren bir yapı, dışarıdan gelen eleştiriyi tehdit olarak algılar, çünkü yapı ensestten dolayı çarpıklaşmıştır.
Sonuç olarak iktidarın ensestliği onu biyolojik akrabalık sınırlı bir kapalılık üretmesinden değil kendi asabiyetini kendi içinde dolaştırmasından kaynaklanır.
Bu yüzden önerme şu şekilde daha keskin hale gelebilir: İktidar, kendi kurucu asabiyetini dışarıyla gerçek bir karşılıklılığa açmadığı anda esnsestleşir. Ensest burada biyolojik bir suçun adı değil, kapalı devre siyasal üretimim mülkü, gücü, kutsallığı ve iktidarı kendi çekirdeği dışına çıkarmamak, yani dış dünyaya kapatmasıdır.
Modern dünyada biyolojik ensest yasaklanmış olabilir, fakat iktidarın arkasında hala simgesel bir ensest mantığı hala sürmektedir. Kanın yerini ideoloji, soyun yerini dava, akrabalığın yerini örgütsel sadakat almıştır.