3 Haziran 2026 Çarşamba

KAVRAMLAR ÜZERİNE

Kavramlar çoğu zaman dünyayı anlamamıza yarayan masum araçlar gibi görülür. Oysa kavram yanlızca birşeyi adlandırmaz aynı zamanda onu belli bir sınır için alır, karşıtını üretir, ölçülebilir ve muhasebeleştirlebilir kılar ve insanı belli bir bakışa yerleştirir. Bir kavram ortaya çıktığında sadece anlam üretmez, aynı zamanda bir düzen, norm ve bir dışlama alanı üretir.
Akıllı dediğimiz anda akılsız, normal dediğimiz anda anormal, sağlıklı dediğimiz anda sağlıksız, uygar dediğimiz anda barbar olanıda üretmiş oluruz. Bu yüzden kavram yanlızca tanımlamaz, tanımın dışında kalan alanıda kurar. Kavramın gücü tam buradadır, bir şeyi görünür kılarken başka bir şeyi sapma, eksiklik, geri kalmışlık yada tehdit olarak işaretler.
Bu nedenle kavramlar ölçülebilirliğinde koşulunu oluşturur. Bir şeyi ölçebilmek için önce onu ayırmak, tanımlamak ve karşıtlık eksenine yerleştirmek gerekir. Örneğin: Başarı kavramı olmadan başarısızlık kavramı ölçülemez yada normal kavramı olmadan normalden sapma belirlenemez, gelişmişlik olmadan ger kalmışlık üretilemez. Kavram sınırı çizer ve ölçü bu sınırın içinde işlemeye başlar. Böylece insan, toplum ve yaşam, kavramların kurduğu ölçülere göre sıralanabilir, karşılaştırılabilir, hesaplanabilir, muhsebeleştirilebilir ve yönetilebilir hale gelir.
Asıl tehlike kavramların kendi tarihsel ve bağlamsal kökenlerini gizleyrek evrensel hakikat gibi davranmasında ortaya çıkar. Belirli bir dönemde belirli bir bakıştan doğmuş bir kavram, zamanla bütün zamanlara ve bütün mekanlara uygulanabilecek doğal bir ölçü gibi sunulur ki burda yanlızca o kavramın adından bahsetmiyoruz, çünkü oluşturulan içi dolu bir şekilde gelir, örneğin normal dediğinizde, normal kavramı yanlızca bir ad olarak ele alınamaz çünkü normal kavramının içini dolduran bir çok kavramcıklar daha vardır ve bu bir paket olarak tüm zaman ve mekanlar için bir ölçü olarak sunulur. Tabiki kavram bağlamına göre değişir diye bir itiraz getirilebilir ki haklı bir itirazdır ama unutulmamalıdır ki Doğada bir karşılıklılık vardır yani bağlamın kavramı dönüştürdüğü kadar kavramda bağlamı dönüştürür. Örneğin: bir topluma gelişmilik kavramıyla bakıldığında o toplum artık kendi özgül ilişkileri içinde değil dışarıdan kurulmuş bir ilerleme çizgisinin neresinde durduğuna göre değerlendirilir.
Kavramlar kimlikte üretir. İnsan kendisini çoğu zaman kavramların içinden tanır, başarılımıyım, normalmiyim, üretkenmiyim, rasyonelmiyim. Bu sorular bence masum değildir çünkü her bir insanı önceden kurulmuş bir normun karşısına çıkarır ve kavramın yargılamasına tabi tutar. Böylece kavram dışarıdan dayatılan bir tanım olmaktan çıkar insanın kendini yargıladığı içsel bir mahkemeye dönüşür.
Bu kavramların tamamen terk edilmesi gerektiği anlamına gelmez çünkü düşünmek çoğu zaman kavramlarla mümkündür. Fakat sorun kavramın varlığı değildir, kavram üstünde oluşturulan evrensellik, hakikat, rol ve kimlik gibi dayatmalardır. Çünkü her bir rol ve kimlik temelde bir ayrışmaya, değiline, zıtlığa ve buna bağlı olarak hiyerarşiye ve norma neden olur. Kavram düşünceye açıklıkda sağlayabilir, varlığa kapatadabilir. Eğer kavram kendi sınırını biliyorsa bağlama duyarlıysa, kimlikler üstünden sahte farklar yani karşıtlık üretmiyorsa gerçekten düşünceye hizmet eder. Ama kavram kendisi tek ölçü haline geliyorsa yukarıda da belirttiğim gibi farkı zıtlığa, zıtlığı hiyerarşiye, hiyerarşiyide norma dönüştürür.
Bu yüzden kavramlar çok da masum değildir. Her kavramın arkasına bir bakış, her bakışın içinde bir ayrım, her ayrımın ardında da iktidar imkanı vardır. Gerçek düşünce yanlızca kavramlarla düşünmek değil, kavramların bizi nası düşündürdüğünüde düşünmektir. Çünkü bazen biz kavramları kullandığımızı sanırız oysa kavramlar aracılığımız ile konuşur.

KAVRAMLAR ÜZERİNE

Kavramlar çoğu zaman dünyayı anlamamıza yarayan masum araçlar gibi görülür. Oysa kavram yanlızca birşeyi adlandırmaz aynı zamanda onu belli ...