Birinci tezim: Varlığın ve öznenin ilk hakikati töz değil, ilişkidir. Yani şeyler önce kendi içine kapalı özler olarak durup sonra ilişkiye girmezler, tersine, ilişki, karşılaşma, temas, etkileşim ve karşılıklılık, bireyleşmenin asli zeminidir. Bu yüzden özne, önceden tamamlanmış bir iç merkez değil, ilişkisel bir doğuştur. Ama bu doğuş, dışsal bir kodun edilgen sonucu da değildir. Öznenin kaynağı ne salt içsellikte, ne de salt dışsal yapıda bulunur; kaynağı, ilişkisel oluşun kendisindedir.
İkinci tezim: Fark, eksiklikten önce gelir. Yani farkı, bir yoksunluk, bir yarık, bir kayıp mantığıyla değil, yaratıcı, doğurucu, bireyleştirici bir güç olarak düşünüyorum. Bana göre fark, varlığın başına gelmiş talihsiz bir ayrılma değil, bizzat oluşun motorudur. Bu yüzden özne, eksik olduğu için hareket eden bir varlık olmaktan çok, fark içinde ve fark sayesinde bireyleşen bir varlık gibi düşünülmelidir. Yani fark burada olumsuz değil, oluşaldır.
Üçüncü tezim: Yapılar, yasalar, söylemler, kodlar ve kurumlar ilk gerçeklik değil, tortulaşmış ilişki biçimleridir. Yani benim bakışımda yapı, başlangıç değil sonuçtur. Elbette yapılar vardır, etkilidirler, insanları biçimlendirirler; ama bunlar hayatın ilkesi değildir. Hayatın, öznenin ve toplumsallığın ilkesi, canlı ilişkisel akıştır. Yapı ise bu akışın donmuş, katılaşmış, kurumsallaşmış, sonradan sertleşmiş biçimidir. Bu yüzden ben, çoğu zaman bir çok isimde tortuyu kaynak yerine koyma eğilimi görüyorum. Onlar bana bazen, olmuş bitmiş düzenleri ilk hakikat gibi anlatıyorlarmış gibi geliyor.
Dördüncü tezim: Evrensellik iddiası çoğu zaman tarihsel bir yerelliğin kendini mutlaklaştırmasıdır. Burada benim en eleştirel sezgilerimden biri ortaya çıkıyor. Üretim, cinsellik, iktidar, yasa, gösteren, özne gibi modern kavramlar, belirli tarihsel-toplumsal bağlamlarda oluşmuş kavramlardır. Benim itirazım, bu kavramların açıklayıcı olarak kullanılmasına değil, bütün tarihe, bütün kültürlere, bütün insani deneyime giydirilmesine. Yani ben kavrama karşı değilim, kavramın metafizikleşmesine karşıyim. Benim gözümde modern düşüncenin en büyük hatası, kendi tarihsel biçimlerini insanlığın gizli özü sanmasıdır.
Beşinci tezim: Özneyi anlamak için koddan çok karşılıklılığa, yasadan çok doğuşa, eksiklikten çok bireyleşmeye, soyut yapıdan çok somut ilişkiye bakmak gerekir. Bu, benim bütün itirazlarını bir araya getiren ana tezdir. Çünkü ben özneyi ne liberal bireycilikteki gibi egemen ve kendine tam sahip bir benlik olarak görüyorsum, ne de yapısalcı çizgideki gibi bütünüyle dışsal düzenlerin etkisi olarak. Benim özne dediğim şey, ilişkisel ama edilgen olmayan, oluşsal ama dağınık olmayan, karşılıklılık içinde doğan ama tamamen çözülmeyen bir özne. Yani özneyi (olmadığını düşünmeme rağmen ki bence doğrusu farkdır) korumaya calişiyorum, ama onu töz olarak değil, bireyleşme süreci olarak korumaya çalışiyorum, aslında kendimce özneden farka geçişi sağlamaya çalışıyorum, yani bu yazıyı okuyan herkese özne adı altında, fark kavramını kodlamaya çalışıyorum
Camaron
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder