10 Mart 2026 Salı

DİNİMİZ

Aslında insanlar gökteki efendiyi öldürdüler, ama yerdeki Tanrı’yı (Ekonomi Politik) ve yeni dinleri olan Üretim'i kutsallaştırarak sadece kırbacın rengini değiştirdiler. Bir sabah uyanıp kulluğu bir anda bırakan insan, göğün ayetlerini arkasında bırakırken ki bence doğru bir davranıştı yerin mesai saatlerine biat etti.

Bu din, Üretim Dini'ydi ve henüz bu dine ateist olabilmeyi başaranı ben görmedim. Bu dinin namazı olan çalışma, hepimiz tarafından hiç kazaya bırakılmadan eda edilirken; bir yandan da kurban (insan) ritüeli kusursuzca yerine getiriliyordu. Ancak bu dinde kurbanların etleri, kemikleri ve kanları doğrudan Tanrı’ya, yani Ekonomi Politik’e ulaşıyordu.

Bu dinin mezhepleri olan Kapitalizm ve Komünizm, vb. en hakiki inancın kendileri olduğunu, namazın (çalışma) ve kurbanın (insan) en doğru ritüellerini kendilerinin icra ettiğini iddia ederek yeni müminlerini davet ediyorlardı. Her mezhep, kendi kurbanının en ideal olduğunu kanıtlamak için bu yeni Tanrı’nın gözlerinin içine bakıyor, adeta bir Habil ve Kabil yarışına giriyordu. Kurbanı kabul edilen kutsanırken, beğenilmeyen aforoz ediliyordu. Fakat aforoz edilen Kabil, kurbanını Tanrı’sına kabul ettirmek için daha büyük bir hırsla çabalamaya devam ediyordu.

Artık ardı arkası kesilmeyen kurban ritüelleri vardı ve herkes bu mezbahada en iyi kurbanı yani kendisini ve ötekini sunmaya çalışıyordu.

8 Mart 2026 Pazar

İSYAN

 Her rol (baba, işçi, vatandaş, entelektüel), aslında sisteme verilmiş bir rehindir. Rolü terk ettiğinde, iktidarın seni tutabileceği bir kulp kalmaz. Bu, saf bir ideolojisiz hali bakışının en uç noktasıdir. Saf bir hiçlik, ama içinde her türlü potansiyeli barındıran bir hiçlik.


İktidar bir parazit gibidir, beslenmek için bir özneye, bir itaat edene ihtiyaç duyar. Herkesin gönüllü olarak sistemin dışına çıktığı, hukukun korumasını ve dolayısıyla baskısını reddettiği bir yerde, iktidar havlayan ama ısıramayan, sahibini arayan sahipsiz bir köpeğe dönüşür.


İçerisi kalmadığında, iktidarın o kutsal merkezi (temerküz alanı) anlamını yitirir. Her yer dışarısı olduğunda bir mekansızlik zuhur eder, iktidar genişleyeceği bir alan bulamaz, çünkü artık yutabileceği bir öteki yoktur.


Herkes dışarıdaysa, kimse yabancı değildir.

​Bu durum, iktidarın en büyük korkusudur: Denetlenemeyen, kategorize edilemeyen ve hiçbir hak talep etmediği için borçlandırılamayan bir yığın. Hak istemiyoruz, çünkü sistemin bize verebileceği hiçbir şey, bizim sistemden çaldığımız o hiçliğimiz kadar değerli değil. 

Çünkü her hak arayış sisteme bir tür borçlanmadır.